Türkiye Orta Yarım Küredeymiş

Bugün taksideki radyoda Pakize Suda’nın şehir şehir gezerek, ilkokul bilgilerinden insanlara sorular yönelttiği programın bir kısmını dinledim. Soru şuydu; “Türkiye hangi yarım kürede biliyor musunuz?” Bilenler vardı elbette. “Yaa bu millet ölmüş bitmiş” diyip de kestirip atacak değilim. Yani bir ucundan tutup istediğim yere çekiştirmemin bir anlamı yok çünkü sonuçta bilenler vardı ve reyting için sadece bilemeyenleri göstermiyorlardı. Bilmeyenler de vardı haliyle, bilmiyorum diye cevaplayan ya da yanlış cevaplayan. Herkesin coğrafya bilgisi iyi olmak zorunda değil.  Doğru ya da yanlış olarak cevaplanabilecek bir soru bu sonuçta. Buraya kadar kimseyi yargılamıyorum, haddime değil zaten. AMA! Ama ama ama ama ama ama ama bir cevap vardı ki, beynimin lobları birbirine vurdu resmen. Tanısam narkotiğe ihbar ederim ya da bir psikoloğa yönlendiririm, yazık yardıma ihtiyacı var sonuçta o insanın. İşte o efsane cevap şuydu: “E orta yarım kürede!”

Ses tonunu da biraz tarif edeyim. “E orta yarım kürede, nasıl bilmezsiniz bu kadar basit bir bilgiyi” der gibilerinden, kısmen alaycı bir ses tonu. Yahu nasıl oluyor, birincisi “yarım küre” yani kürenin yarısı, yarı demek yarım demek, 3 yarım bir bütün eder mi, ya da bir tamı 3 yarıma bölmek mümkün müdür? “Yarım küre” deniyorsa bunun iki tane yarısı vardır değil mi?! Hadi yanlış biliyor diyelim, yanlışı düzeltelim, doğrusuna gidelim. Teyzenin küçüklüğüne inelim, kim bu teyzeye bunu böyle öğretmiş olabilir? Hiç kimse! Böyle bir şey yok ki sen bunu ilkokulda öğrenmiş olasın. G*tünden yarım küre uydurdu, anında ve siz bunu nasıl bilmezsiniz !

Bakın kadın aslında orada soruya cevap vermedi bence çünkü cevap belli; doğru cevap (evet ya da hayır kısmını geçiyorum) “kuzey yarım kürede”, yanlış cevap ise “güney yarım kürede” olacaktı. Bu bağlamda “orta yarım küre” diye uydurulmuş bir cevap yanlış cevapla da örtüşmediği gibi, doğru cevapla da örtüşmemektedir. Nitekim, o cevap sanılan söz aslında bir cevap bile değildir.

Bunu niçin yazdım, eğitim sistemini eleştirmek için değil, sosyal mesaj vermek için hiç değil tabi ki, ne haddime, hatta haddi de geçelim, banane!

Leyla ile Mecnun’u izleyenler İsmail Abi karakterini bilirler. Detaya girmeyeyim, kendisi aklı selim bir karakter değildir. Zira geçmişle ilgili türlü hikayeleri vardır. Hikayenin birinde İsmail’in küçüklüğüne dönerler, o zaman İsmail ilkokula gidiyor ve kendi beyanına göre okumayı okuma fişleriyle öğrenmiş.  Babası okuma fişleriyle okumayı öğretirken şu diyalog geçiyor (bu arada araya cirit muhabbeti de giriyor, İsmail’in aklı biraz da orada kalıyor ama esas konu o değil, cevaba etkisi yok):

İsmail’in Babası: “A” de bakayım,

İsmail: A

İsmail’in Babası: Bir de “Y” de,

İsmail: Y (ye)

İsmail’in Babası: Şimdir bir de “I”,

İsmail: I

İsmail’in Babası: Oku bakayım.

İsmail: AT!

İsmail’in Babası: AT MI?!!!

Yukarıdaki örnek bence “orta yarım küre” cevabını veren teyze ile büyük ölçüde örtüşüyor. Çocuğun zihninde yerine oturmayan bilgilerden daha vahim olmakla birlikte teyzenin “orta yarım küre” diyebilecek medeni cesareti kendinde bulması muazzam ve başlı başına bir tez konusu bence.

Aslında teyzeyi medeni cesaretinden ötürü takdir etsem de, ağlayayım mı güleyim mi bilemedim, ayıplamak desem, ayıplayamıyorum, yazık günah. Bilmezsin, bilmiyorum dersin, tamam. Yanlış bilirsin, güney dersin, ona da tamam. G*tünden uydurma ve uydurduğu şeyi karşısındakine onaylatma olayını anlayabilmiş değilim. Biraz da baskın karakterli olsa gerek çünkü hemen dediğini onaylatma gayesiyle cümlesinin başına “e” ekleyerek aslında “tabi ki” anlamını sokuşturmak da gayet kıvrak bir zekanın ürünü olabilir.

Ancak ayak üstü sorulan bir soruda milletle dalga geçmek için çok sıkılmış olmak gerekir… İnsanlık halidir kafa o anda hata da vermiş olabilir, fazla çalışmış da olabilir ama ortaya çıkan ürün kesinlikle niteliksizdi.  Teyze sağır ya da dilsiz taklidi yapıp, tıpkı “İngilizce öğrenmek ister misiniz?”diye sorularak akabininde ağzınıza el ilanı sokuşturulduğunda davrandığımız gibi, hafif bir kafa sallama hareketiyle oradan sıyrılabilirdi, ama yapmadı, durdu ve cevap verdi, yani en azından onun bir cevap olduğunu düşündü ve söyledi… Çok kafam karıştı. Ben çözemedim. Daha ne diyeyim bilemiyorum, sanırım sözün bittiği yerlerden birindeyim, dur bakayım, evet gelmişim.

Mehmet Can Yılmaz tarafından yayınlandı

www.mehmetcanyilmaz.com.tr @mehmetcanyilmaz

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir