TED’le 21 Gün (1. Gün)

Ken Robinson: Eğitimin ölüm vadisinden nasıl kurtulunur

http://tedle21gun.com/2013/05/20/ken-robinson-egitimin-olum-vadisinden-nasil-kurtulunur/

Başta TED´le 21 Gün’e başlamadan önce “ben bunu kesin savsaklarım” diye düşünüyordum çünkü video izlemek değil yazı yazmak, hele ki benim gibi sitesine iki ayda bir yazı yazan biri için zul geliyordu. Sonra yine malum uykusuz birkaç günün ardından 12 saat uyuma fırsatı buldum, uyanır uyanmaz “TED!”e başlıyorum dedim. PC başına geçtim ve ilk video ile başladım.
TED´le 21 Gün deneyinin ilk videosunda “Ken Robinson: Eğitimin ölüm vadisinden nasıl kurtulunur”u izleyerek başladım. “Sir” ne diyor kısaca yorumlayayım. Aslında yorumdan çok alıntı içeren bir yazı olduğu için tam anlamıyla yorum diyemem hatta bunun kısa olduğunu da söyleyemem. İyisi mi ben size araya yorum da katarak izlediğimi anlatayım diyeyim öyle anlaşalım. Sonra bunun Creative Commons’ı falan var yanmayalım.

Eğitimi iyileştirmek için zaman ve para harcanıyor ancak bunlar yanlış yönde ilerliyor. Bir şeyler yapıyoruz ancak eylemlerimizin sorunlara gerçek çözümler sunmadığının farkında değiliz. Her gün eğitim adı altında öğrenmeden uzak politikaları konuşuyoruz ama asıl mesele öğrenme modelinin kişiye uygun, daha serbest olduğu yöntem.

Sir ABD’deki “okulu bırakma oranından” bahsederek, okulu bırakanların geri dönmesi halinde (ki bu %60 yer yer %80) ABD ekonomisine 10 yılda (yaklaşık) bir trilyon dolar net kazan sağlanabileceğini söyledi. Buraya kadar her şey normal çünkü burada ne olduğunu biliyoruz. Bilinmeyen kısım ise okulu bırakmayan %40’a ne olduğu. Bu %40 içinde; okulunu sevmeyenler, okula zorla gidenler, okulundan zevk almayanlar, okulun ona ne verdiğini bilmeyenler ve gerçekten de okuldan bir fayda görmeyenler var. Robinson, üç temel prensipten bahsetti.

“İnsanlar doğaları gereği çeşitlidir.”

Robinson ABD’deki No Child Left Behind (Hiçbir Çocuk Geride Kalmasın) hareketine değindi, bu hareket teoride okulu bırakma oranını azaltmak için doğru görünse de pratikte yanlıştı. Robinson’a göre bu hareket “çeşitliliğe” değil “benzerliğe” dayanıyordu. Herkesi bir kalıba sokup, kalıbın dışına çıkmaya çalışanları çoğunluğa uymadığı için sistemin dışında bırakan bir yöntemle eğitim sürdürülebilir miydi?

Kimseyi geride bırakmayan, kucaklayıcı bir hareketin standardizasyon gerektirmesi fikri enteresan. İnsanlar çeşit çeşitse öğrenme de çeşitlilik odaklı olmalı, benzerlik odaklı öğrenme modeli daha baştan kampanya ile çelişiyor (ki burada “model” de doğru bir kelime gibi görünmüyor da neyse). Videoyu izleyenler konuşmaya niçin “ironi” ile başladığını anlayabilirler. Hiçbir çocuk geride kalmasın iyi hoş da ilerlemek için çocukların hepsini aynı standarda sokmanın gerekli olduğu fikri nereden çıktı? Bu insanın doğasına aykırı. Sen okulda çocuğa dar bir kulvar yaratıyorsun sonra burada özgürce koş diyorsun. Kulvarını genişletmek için yapılabilecek bir şey maalesef yok. Zaten kulvarın dışına çıkıldığı zaman başarı ya da başarısızlık değerlendirilemiyor. Çocuk bir anda “tasnif dışı” sayılıyor. Hani hep beraber ilerliyorduk geride çocuk bırakmıyorduk? Her çocuğu olduğu gibi, çeşitliliğiyle kabullenmelisin, “sistemin sana verdiği imkanlar bu kadar” diyip çocuğun önüne dar bir alan koyup orada koşmasını beklemek yanlış. Bir de sistemin sayısal derslere odaklanma gibi bir sıkıntısı var. Bunlar elbette önemli ama yeterli değil. Sosyal gelişim de önemli, sanat, beden eğitimi vb. dallar beyinde erişilemeyen noktalara erişimi sağlar. Bu, yaratıcılığı geliştirir.

“Merak”

Hayal gücü, merak, bunlar çocuklarda küçük yaşta teşvik edilmesi ve keşfedilmesi gereken özellikler, bunu yakalayabilen çocukların öğrenme kabiliyeti daha yüksek oluyor. Sir burada “Merak başarının motorudur” diyor. Burada öğretmenler devreye giriyor, bu özellikler teşvik edilebildiği gibi bastırılabilir de. Öğretmenler hali hazırda kitaplarda olan bilgileri öğrencilere aktarmaktan ziyade, öğrencilerin bu özelliklerini ateşleyebilmeli. Robinson, burada eski bir arkadaşının deyişinden bahsetti (hatta o kadar eski ki ölmüş ve ölü olduğu için eskimeye devam eden ahaha); “yapılan iş ve başarma hissi arasındaki fark.” Öğretmen bir sınıfın öğretmenliğini yapıyor olabilir. Ancak o sınıfta bir şeyler öğrenebilen hiç kimse yoksa öğretmen sadece öğretme göreviyle meşguldür, gerçek anlamda öğrenmeyi sağladığını söyleyemeyiz. Öğretmenin rolü, öğrenmeyi sağlamaktır. Bunu neyle sağlarsa sağlasın. Öğrenme ağırlıklı olmalı, ölçme ağırlıklı değil. (Burada aklıma Deniz Gökçe geldi, kendisi hocam olur ki burada aldığım “hizmeti” değerlendirme ve yorumlama hakkına sahip olduğumu düşünüyorum. Kendisi bu tanıma göre sadece hocalık yapmakla meşgul -okul dışındaki danışmanlıklarını saymıyorum-. Dandik, ego dolu, doyumsuzluk temalı hikayelerin yanı sıra, ortalama almak, türev almak vb. temel şeyleri bize “aktarmak”tan farklı bir şey yapıyor muydu? Hayır. İşini hakkıyla yapan biri olduğunu düşünüyor musunuz? Bir de sizin o dersten geçmenize ya da kalmanıza o karar veriyor. “Ben yapabiliyorum” ya da “yapamıyorum”un kararını lütfen aldığınız iki tane kıytırık notla belirlemeyin. Derslerin bittiği bugün yani 21.05.2013 Salı günü bunu unutmayın Sayın Mezun Adayları.)

“İnsanoğlu doğuştan yaratıcıdır.”

Robinson, Finlandiya’nın eğitimde beşeri bilimleri kapsayan bir yaklaşıma sahip olduğunu ve standartlaştırılmış sınav sistemleri olmadığını söyledi. “Finlandiya’da okuldan ayrılma oranları hakkında neler yapıyorsunuz?” diye soran bir Amerikalı’ya verilen cevap ise gayet doğaldı; “Bizde okuldan ayrılma yok. Neden okulu bırakasın ki? Eğer insanlaırn sorunları varsa onlara çabucak ulaşırız ve onlara yardım edip destek oluruz”.

Öğrenci öğrenme işini yapan, öğretmen de öğrenciye bu kutsal imkanı sağlayan kişiymiş gibi lanse ediliyor. Bu yanlış. Öğrenci öğrenmeli, sistem merakı, çeşitliliği, yaratıcılığı desteklemeli, öğretmen de bu koca sistemin parçalarından sadece biri olduğunu bilmeli.
Robinson, aynı zamanda bunun gerçekleşmesine olanak sağlayan bir sistemin “alternatif” eğitim sistemi olarak adlandırıldığını, aslında sistemin olması gerektiği gibi olduğu takdirde bir “alternatife” zaten ihtiyaç duyulmayacağını belirtti.

Gelelim başlığa anlamını veren Ölüm Vadisi’ne: Robinson’ın anlattığı hikayeyi size özetliyorum. Ölüm Vadisi (Death Valley), ABD’nin en sıcak ve kurak yeri. Yağmur olmadığı için orada hiçbir şey yetişmez. 2004 yılı kışında vadiye kısa bir süre yağmur yağar ve 2005 baharında vadinin zemini bir süreliğine çiçeklerle kaplanır. Demek ki, Ölüm Vadisi ölü değil, uyku halindedir. Yüzeyin hemen altında uygun şartların oluşmasını bekleyen “ihtimal tohumları” var. Organik sistemlerde eğer uygun şartlar sağlanırsa, yaşam kaçınılmazdır.

Robinson hikayenin ardından sonuca geçti, bunu da kelimesi kelimesine yazıyorum ki yukarıdakilerle arasındaki ilişkiyi tam olarak anlatabilmiş olayım. “Bir yeri alın, bir okul, bir bölge, koşulları değiştirin, insanlara farklı bir olasılık anlayışı, farklı beklentiler, geniş olanaklar sağlayın, öğretmenlerle öğrenciler arasındaki ilişkiyi besleyin ve ona değer verin, insanlara yaratıcı ve yaptıkları işlerde yenilikçi olma hoşgörüsünü sağlayın. Bu sayede bir zamanlar verimsiz olan okullar hayat bulsun. Büyük liderler bunu bilir. Eğitimde liderliğin gerçek görevi -ve bence bu ulusal seviyede, eyalet seviyesinde ve okul seviyesinde de geçerli- emir vermek ve idare etmek değildir ve olmamalıdır. Liderin gerçek görevi ihtimal iklimi meydana getirecek bir iklim oluşturmaktır. Eğer böyle yaparsanız, insanlar bunun üstesinden gelecekler ve hiç beklemediğiniz ve hayal edemeyeceğiniz şeylere ulaşacaklar. Benjamin Franklin’in çok güzel bir sözü var: Dünya’da üç çeşit insan vardır; harekete geçmeyenler, bir şey elde etmeyen, elde etmek istemeyen insanlar, ulaşmak için hiçbir şey yapmayacak olanlar. Harekete geçebilecek olanlar, değişime olan ihtiyacı görenler ve dinlemeye hazır olanlardır. Harekete geçen insanlar vardır, bir şeyleri gerçekleştiren insanlar. Eğer daha çok yüreklendirebilirsek hareket meydana gelecektir ve eğer hareket yeterince güçlüyse, kelimenin tam anlamıyla devrim olur. Ve bizim de buna ihtiyacımız var.”

#tedle21gun ’de bugün ne öğrendim: Eğitimde yaşanan sorunlara kalıcı çözümler üretebilmek için doğru yerden bakabilmeliyiz. Eğitim sistemi, bir fabrikanın üretim bandı değildir. Bu organik sistemi iyileştirmek için doğru örnekleri uygulamalı ve bir an önce harekete geçmeliyiz.

Ayrıca yeri gelmişken: http://fox-actors.blogspot.com/2012/11/death-valley-blooms.html

death-valley-in-bloom-with-wildflowers-after-an-extremely-wet-year

Mehmet Can Yılmaz tarafından yayınlandı

www.mehmetcanyilmaz.com.tr @mehmetcanyilmaz

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir