Rapidshare ve Fileserve’ün Kapatılmasında Sansür Nerede?

Bugün Rapidshare ve Fileserve’ün kapatılmasıyla birlikte güdümlü gençlik yine yemedi içmedi, fikir üretmek yerine kolay yolu seçti. Hatta Twitter’dan benim AKP’li olduğumu söyleyenler bile çıktı. Gelelim konuya; Rapidshare ve Fileserve’ün kapatılmasının sansür olduğunu düşünmüyorum, bu sansür değildir. Sosyal medyayı kullanan bazı uyanıklar, bu haberi sansürde son nokta, sansürde son bomba, bu da mı olacaktı gibi gaz cümlelerle sunuyorlar, ki kendilerinin zerre kadar masum olduğunu düşünmüyorum. İnsanları bilerek yönlendiriyorlar, mevcut hükümete muhalif olan kişilerin anlamadan dinlemeden bu yemi yuttuğuna inanmak istemiyorum ama öyle. Rapidshare’in kapatılmasıyla ilgili gerekçenin, MHP’li bazı milletvekillerinin seks kasetlerindeki görüntülerin paylaşılması olduğu açıklandı. Burada bir parantez açıp soralım, sansür bunun neresinde?

Sansür dediğimiz şey, muhalifler tarafından hükümetin çıkarlarına ters düşen yayınlar olduğu zaman uygulanan bir şey olduğu için protesto edilmiyor muydu, yani en azından konuyu siyasete bağlayacaksak sebebi bu olmalı. Peki sansür ile MHP’li vekillerin görüntülerinin bir alakası var mıdır? Bu görüntülerin izlenmesini engellemek için mahkeme kararı çıkartmak gerekmez mi, bunun tek yolu (maalesef tek yolu) bu değil midir?

Öte yandan, kimse Rapidshare ve Fileserve ne sitesidir diye sormuyor mu?

Rapidshare ve Fileserve ile ders çalışan ya da iş hayatında profesyonel olarak Rapidshare ya da Fileserve kullanan gördünüzmü? Rapidshare ve Fileserve’ün amacının illegal yazılım vb. paylaşmak olduğunu herkes biliyor. Kısacası üzerinde telif hakkı olabilecek içeriklerin bu sitelere upload edilip, ardından linklerinin paylaşılarak ücretsiz olarak indirmek isteyen herkese sunulduğunu biliyoruz (daha hızlı ya da limitsiz olarak indirmek isterseniz bu sitelere bağışta bulunup ayrıcalıklı hizmet satın alabiliyorsunuz). Peki Rapidshare ve Fileserve’ün sansürlenebilmesi için, bu sitelerde ne olması gerekir? Öncelikle bu sitelerde sadece içeriklerin adı (ve boyutu) görünür, anlamanız için örneği biraz daha da açayım; yani şimdi “Tarkan – Adımı Kalbine Yaz” isimli içeriği indirmeden önce, içinde Tarkan’ın albümü olup olmadığını kimse garanti edemez. Bu anlamda, MHP’li vekillerin seks görüntülerinin Rapidshare’de olduğunun ispatlanabilmesi için bu içeriklerin linklerinin kesin olarak Rapidshare’de olması gerekmez mi? Ancak bunun ispatlanabilmesi için bile(dahi anlamında) Rapidshare’in kapatılması gerekebilir. Farkındaysanız hala sansüre dair bir uygulama yok.

Sansür diye çığırtkanlığı yapılan olayın MHP ile olan ilişkisini bir kenara koyduk. Gelelim AKP’nin sansür ile ilişkisine. AKP’nin sansür ile ilgili politikalarının gerçekten sert olduğunu düşünüyorum. Haksız yere kapatılan siteler mevcut, sosyal medyanın ve internet sitelerinin türlü bahaneler ile kapatılması AKP’ye “sansür olayındaki en büyük yarayı” vermiştir. AKP’nin durumunu da bir kenara koyduk. Peki CHP’nin sansür ile muhabbeti nasıl, iyi mi, bir de ona bakalım. Şu anda Kılıçdaroğlu’nun talebiyle Facebook’u erişime kapatmadığı için BTK Başkanı Fethi Şimşek hapisle yargılanıyor. Bu da CHP’nin ayıbıdır (ya da ayıbı mıdır?). Özetle, kanaatimce sansür olayında bu üç partinin de sicili temiz değildir. Ancak ülkemizde vatandaşların ve partilerin; internetin g*tünden içerik uydurma yeteneğinden korunmak ve haklarını aramak için mahkemelerden başka başvurabileceği bir kapı yoktur.

Bugün Rapidshare ve Fileserve’ün kapatılması ile sansür olayının uzaktan yakından alakası yoktur dediğimde benim AKP’li olduğumu düşünüp yaftalayan ve sözde CHP’li geçinen, ancak kanaatimce güdümlü siyasetin kurbanından başka bir şey olmayan “bazı” kişiler sayesinde bu ülkede AKP %47 oy almıştır. Ezberden, araştırmadan, fikir yürütmeden muhalefet yapmaya çalıştıkları için onlara olan güven zedeleniyor haberleri yok. Muhalif bir partinin yaftalama, etiketleme gibi bir lüksü olamaz ki, zaten “muhalifsin” en büyük yafta senin üzerinde. Kaldı ki biz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz, sen muhalif olarak nasıl bir zihniyete hizmet ettiğinin farkında mısın demezler mi adama. Gerçekten AKP’liyim diye bir beyanda bulunmuş olsam o beyanımın arkasında dururum tabi ki ama böyle bir beyanım ya da faaliyetim de yok. Tanımadan, saygı nedir bilmeden, akıl ve mantıktan uzak, ezberci yaklaşımlar ile insanları ürkütüp kaçıran, sosyal medyada grupların arkasına saklanan ve ismi belli olmayan grup sahipleri, destek verdikleri partilere en büyük ihaneti yaptıklarının bal gibi farkındalar. Bugün CHP maskesiyle bana AKP’li diyen şahsiyetin, zerre kadar CHP’li olduğunu da düşünmüyorum. Neyse siyasete çok bulaşma taraftarı değilim, o yüzden daha fazla uzatmayacağım.

İnternet kullanımımızda öyle bir kirlilik var ki, ben bugün istediğim siteye dava açarak, sırf incelenmesi için bile erişime kapanması gerektiği için, o siteyi kapattırabilirim. Tek yapmam gereken mahkemeden karar çıkartmak. Sonra o mahkeme sonuçlanana kadar zaten o site patlar gider.

Gönül ister ki, Rapidshare ve Fileserve tabi ki kapanmasın, bedava program vb. indirebilelim (ki zaten bazı ayarlar ile bu sitelere erişebilmek hala mümkün) ama oradaki meselenin sansür ile bir alakası yok. Bu yüzden bu siteler kapatılınca sansür çığırtkanlığı yapmanın da bir anlamı yok. Milleti gazlayıp bundan nemalanmaya çalışanların ekmeğine yağ sürmeyin. Sansür ile telif hakları meselesi apayrı meseleler.

Rapidshare ve Fileserve’ü ben de kullanıyorum, çok kez de kullandım ve niçin kullandığım da belli, program indiriyorum, iki tane resim düzelteceğim diye bir programa binlerce dolar bayılmak istemiyorum, adamlar programı kırmış, rapid’e de yüklemiş, ben de iki tıkla indiriyorum, peki bu beni aklar mı, masum yapar mı, tabi ki hayır, arz talep ilişkisinde büyük rol oynuyorum, herkes gibi. (Bu arada bu sitelere alternatif olan binlerce site var, içeriklerin yayılmasının önü bu şekilde kesilemez.)

Rapidshare’i kullanmak “kamuya açık alanlarda tütün mamüllerinin kullanılması … (blabla şeklinde gidiyor işte)” ile ilgili yasağa uymamak gibi, zabıtaya yakalanana kadar herkes mutlu kimse sesini çıkarmıyor ama yakalanınca herşey kötü, herkes kötü, yasak gereksiz, yasalar çok saçma, isyan üstüne isyan, bu da başka bir çığırtkanlık, ikiyüzlülük.

Sansür ile telif hakları meselesi farklı meseleler.

Misal, ben milyonlarca dolar verip maçların yayın hakkını alsam, sonra bu hizmeti insanlara satıp para kazanacakken, birkaç zibidi çıkıp bedava blog siteleri üzerinden benim para verip aldığım hizmeti benden çalarak başkalarına karaborsa olarak satsa, hatta bir de o bedava sitenin sunucusu da hit sayısının dibine vursa. Ben hakkımı nerede arayacağım. Bahsi geçen olay, Digiturk ile blogspot arasındaki 240 milyon dolarlık telif hakkı meselesinden dolayı blogspot ile çözüme varılamamasının sonucunda kapatılması olayıdır. Mesele blogların kapatılması, özgürlüklerin kısıtlanması değil ki, bloglara sansür hiç değil (örnekleri var ama oradaki mesele o değil). Bir takım insanlar yine milleti gaza getirip, yine sansüre hayır, yok öyle oldu, yok böyle oldu diye resmen devletin üstüne insanları saldı. Bakın buradaki mesele, telif hakkı meselesidir, buradaki mesele sansür değildir (yeğen ahaha). Burada bedava maç izlemek isteyenler LİG TV’nin yayınına para verip alan biz enayilerin hakkını da sömürüyor, onlar yüzünden biz her seferinde daha pahalı olarak bu üyelik hizmetlerini almak zorunda kalıyoruz. Digiturk de kazanmıyor (yeterince kazanmıyor), Türk futbolu da kazanmıyor, tüketici de kazanmıyor, taraftar da kazanmıyor. Dolayısıyla bu meseleye müdahale şart, e tabi Digiturk soluğu mahkemede alıyor, mahkeme de blogspot’un sunucularına erişimi engelliyor. Bunda anormal bir şey var mı? Anormal olan, insanların -tıpkı benim program indirdiğim gibi- bu milyonlarca dolar verilerek kazanılan ihalelerdeki ticareti baltalayarak, alternatif bir arz talep eğrisini oluşturmasıdır. Çok karışık bir anlatım oldu ama şöyle anlatayım, ben gidip 240 milyon dolar verip yatırım yapsam, bir kaç kendini bilmez de türlü taklalar ve illegal yollar ile benim yatırımımı baltalamaya çalışsa, afedersiniz ama ben onların bir tarafından kan alırım. 240 milyon doları hiç bir arada gördünüz mü bilmiyorum ama ben görmedim, tahmin edebiliyorum sadece, evet siz de edin şöyle bir canlandırın gözünüde. Çok para, evet 240 milyon dolar gerçekten çok para. Maçları izlerken azıcık görüntü titrediğinde bile küfürü basanlar (hadi örnek kendimi vereyim kimseyi itham etmeyeyim) yine aldıkları hizmet zamlanınca küplere biniyor fakat bunlara göz yummaktan kendini alamıyor. (Başka bir örnek de kaçak elektrik meselesi, onun gibi de düşünebilirsiniz.)

Türkiye’de internette gerçekten özgürlükleri kısıtlayacak derecede sansür olduğu biliniyor, bu yazıda o hususlara değinmedim (zaten buraya kadar okuduysanız değinmediğimi anlamışsınızdır, o konuda yeterince çok şey yazıldı), o zaten halkın bildiği ama resmi olarak ispatlayamadığı bir gerçek, benim görüşümle de “kara bir lekedir”. Bugün bunu savunma gibi bir niyetim yok, zaten hiçbir zaman o safta olmadım, o da apayrı bir mesele (filtre meselesi falan).

Sonuç olarak, her sansür çığırtkanlığı yapan kişi ve kurumu desteklemek, onların gazına gelmek zorunda değiliz, kendimizi kullandırmayalım. Olayları bağımsız olarak değerlendirelim, net bir bilgi yoksa önyargılarımızla hareket etmeyelim. Sansür ile telif hakları meselesi farklı meselelerdir. Maalesef bugün sosyal medyanın yaptırım gücü hızla artmaktadır ancak olaylara halen mahkemeler eski usulde yasalar ile çözüm aramaktadır. Bunun için yapılması gerekenleri elbette hukukçular bilir ancak bir internet kullanıcısı olarak, haklı ya da haksız olanı tayin etmek gibi bir özgürlüğümüz yoktur, bu hak sadece mahkemelere aittir. Acı ama gerçek, bazı vekiller sevişiyor diye Rapidshare ve Fileserve kapanıyor. Devlet sansür uygulamaktadır, bu doğru ama devlet sansür uyguladığı için kapanmamıştır ki bu siteler. (Yani şimdi siz hiç hırsızlık yapan biri hapse atılıyor diye, üstüne bir de onun işsizliğinden dolayı hırsızlık yaptığına inanıyor –hiç yüz kızartıcı değilmiş gibi, ahlaksızlık değilmiş gibi- ve bundan devleti sorumlu tutuyor musunuz?) Öte yandan, hiçbir parti (özellikle AKP, CHP, MHP), bana internet ile, yok efendim sosyal medya ile aram iyidir demesin çünkü hiçbirinin internet sicili temiz değil. Tekrar ediyorum; RAPIDSHARE ve FILESERVE’ün kapatılması SANSÜR DEĞİLDİR, sizi yanlış yönlendirenlerin gazına gelmeyin! Yemeyin bunları!

Dipnot: Bu arada ben bu yazıyı yazdıktan 2 yıl sonra (2 yıldan biraz daha fazla aslında) 7 Ocak 2014’te, AKP’nin internet düzenlemesine (5651 sayılı kanunun) karşı açılan #SansüreHayırDe etiketini takip edin. O etiket altında telif hakları değil gerçekten sansür tartışılıyor. Hükümetin görmemizi istemediği herşeyi apar topar örtbas etmesini sağlayacak yeni düzenlemeye hayır diyenler o etiket altına görüşlerini belirtiyor. Öte yandan Türkiye’de internetle haşır neşir olan kişi ve kurumların konu sansür olunca sus pus oturması bile başlı başına bir otosansür zincirinin olduğunun ispatıdır. Bugün meydanı boş bulunca kendi kendilerine ödül veren dijital ajanslar, kendini guru ilan eden ajans yöneticileri sansür için ne düşünüyor bilemeyeceğiz çünkü onlar susma haklarını kullanacaklar. Daha da vahimi, bu ajanslardaki gençler de susmaya alışacak, asıl vahim olan budur.

Mehmet Can Yılmaz tarafından yayınlandı

www.mehmetcanyilmaz.com.tr @mehmetcanyilmaz

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir