Küçükken De Böyleymişim

Küçükken de böyleymişim…

O zamanlar ergenim, evet gayet ergen. Limp Bizkit, Korn falan dinliyorum ama asla o rock’çı uzun yağlı saçları olan tiplerden değildim (çok şükür). Yıl olmuş 2012 hala severek Limp Bizkit dinlerim. Limp Bizkit’e iyice kendimi kaptırdığım dönemde (tinerci gibi müptezel müptezel “kendimi kaptırdım” dediğim de iyi oldu sanki LB batağına saplanmış ergen gibi, fonda da o klasik dramatik Yeşilçam müziği ) bateri (davul) çalmaya başlamıştım. Çok beceremezdim ama çalardım. En azından My Generation’ın girişini John Otto gibi çalabilecek kadar, eh işte. Aynı dönemde basketbol da oynardım, bir de vücut geliştirirdim, neyime lazımsa. Sonra ÖSS denen gerçekle yüzyüze geldim ve hepsini bir anda bırakmak durumunda kaldım. Davul biter, basket biter, body building (vücut geliştirme) biter, test kitapları dershane başlar. 14 yaşında bunları yapan ergenin elinden bunları al, git dershaneye yazdır.

Neyse tabi geçmiş zaman, ben her zaman aynı anda birden fazla işi/hobiyi yapmayı sevmişimdir. Yapı meselesi ya da tercih meselesi diyelim.  Hala da böyleyim, üniversitede de dayanamayıp kendimi öğrenci konseyine attım. Eğlence ve tanıtım direktörü mü olmadık, kantin komisyonu mu olmadık, festivalde sahnede amele yanığı mı olmadık… Sonra bir yandan da radyo vardı, radyoda programlar, festivalde performanslar, radyonun yönetim kurulu. Bir de işletme ve ekonomi kulübünün yanında saymadığım kısa dönemli onca aktivite. Dedim ya küçükken de böyleymişim. Hala da böyleyim. Mezun oldum, pat diye işe başladım (evet aynı gün), kendi firmamı kurdum, kapattım, sonra üniversiteden üç arkadaşımla ortak bir firma kurdum. (Biri 3 ay sonra ailevi sebeplerle ortaklıktan ayrıldı, iki ortak kaldık. 2012’de kalan diğer ortağımla “ticari olarak” yollarımızı ayırıp iki firma olarak yola devam edeceğiz kısmetse.) İki yıl piyasada havayı koklayalım, derken mezun olduğum üniversitede yüksek lisansa başladım. İş bir yandan, okul bir yandan.

Tabi okula başlayınca bende kurtlanma ve kaşınma başladı, yine dayanamadım, hem mezun hem öğrenci olmanın verdiği gazla mezunlar derneğine girdim. Şimdi orada da bir yandan yönetim kurulu başkan yardımcısıyım. Balosuydu, mezuniyetiydi, yıllığıydı, buluşmasıydı, aktivitesiydi derken o da beni oyalayan zevkli (zevkli dedim ama kolay demedim) bir uğraş.

Ayrıca bunların yanında bir de hobim var, ona da vakit ayırıyorum. Diecast model otomobil koleksiyonumu her geçen gün biraz daha geliştiriyorum. (Bu arada Türkiye’nin ilk diecast model otomobil forumunda da moderatörlüğüm devam ediyor, o kısım da çok zevkli, buluşmalar, dış mekan fotoğraf çekimleri vs. Eskiden de -lisans zamanı- öğrenci forumlarında modluk yapardım, hey gidi günler.)  E şimdi model otomobil koleksiyonunun da hakkını vermek gerek. Öyle oyuncakçı gibi modelleri alıp biriktirmekle olmaz, yani bence olmaz çünkü bir saygınlığı kalmaz. Her modelin bir özelliği bir güzelliği var. Ben temaya yoğunlaştım, zaten bu kısmın detaylarını eski yazılarımdan biliyorsunuz. Sadece modeli almakla bitmediği için de, hobiyi geliştirmek için sonraki adımları atmak gerekiyor.

Her zaman dağ bayır gezip model otomobil fotoğrafı çekerdim ama ne yaparsam yapayım fotoğrafta amatörüm ve istediğim kareleri yakalayamıyorum -ki hala amatörüm o ayrı-. Derken makineyi bir üst sınıfa taşıyım dedim ve gerisi çorap söküğü gibi geldi. Giriş modeli (şansıma, makinem 2011 yılının en iyi giriş modeli seçilmiş, bunu belirtmek istedim çünkü düzgün çekemeyince makineye b*k atamıyorum, “FAIL” fotoğraflar tamamen benim eşekliğim) bir dijital SLR fotoğraf makinesi edindim, üstünde 18-55 kit lens olanlardan. Canon eğitim veriyor online olarak ama kesmiyor. Bütün ıvır zıvırını da aldım makinenin, bir şeyler yapmak lazım. Kurcalamakla öğrenilmiyor, alışkanlık kazanılıyor ama öğrenilmiyor. Derken, rahatsız ben, bu sefer de üniversitedeki fotoğraf ve video kulübüne üye oldum. Her hafta eğitimlere gidiyorum ve fotoğraf gezilerine de katılmayı düşünüyorum, umarım onu da yakın zamanda yaparım. Fotoğraf çekerken asıl amacım model otomobil fotoğrafı çekmek olduğu için hep modellere odaklanıyorum, oraya sadık kalıyorum, aa ağaç çekeyim kuş çekeyim sümüklü çocuk çekeyim demiyorum. Benim temam belli, model otomobillerim, hatta fotoğrafçılığa merak sarmamdaki tek sebep de o, hobimi geliştirme isteğim. Bir hobiyi geliştirirken başka bir hobiye başlamak çok zevkli ve ikisi birbirini tamamlıyor. Bunun hazzını anlatamam. Tabi çekmekle bitmiyor. Sabahın köründe kalkıp dış mekanda fotoğraf çekimine çıkmak için önce az çok makineyi kullanmayı bilmek gerekiyor, gerekli donanıma sahip olmak gerekiyor (ki bu süre zarfında birkaç lens de edindim, yüküm ağırlaştı), modeli de taşıyacaksın, ışık, pozlama, gerçekçilik hepsi önemli, yoksa eve gelirsin fotoğrafları bir aktarırsın, sonuç rezaletse hepsi çöp, bütün emeklerin boşa gider çektiklerin seni tatmin etmezse. Bir de fotoğrafı çektin, geldin imzanı ekledin, sonra foruma koydun diyelim, hemen öyle dandik fotoğraf koymamalısın, en azından yıllarca model otomobil koleksiyonu yapmış biriysen bunu yapmamalısın, onca yıldan sonra bir gelişme olmalı.  Bu yüzden eğitim şart. O topluluğa gireceksin, paylaşımda bulunacaksın, deneyimin olacak, kendini geliştireceksin, içinde bulunduğun diğer topluluk da senden görecek o da kendini geliştirecek, tonla etkisi var, var oğlu var…

Bu yazı yazmakla bitmiyor, hepsinin ayrı detayı var, ayrı güzelliği var. Bunlar benim aynı anda yürüttüğüm, profesyonel olarak yaptığım işimin ve arkadaşlarımın dışında vakit ayırarak emek harcadığım ve haz aldığım uğraşlar. Burada bunlarla tatmin olması gereken yegane kişi ben olduğum için aslında kimin ne dediğinin pek fazla önemi yok. Hobi ve uğraşlarımı da “elalem ne der” diye mahalle baskısıyla yapacaksam zaten güdümlü hobi olur mu, hiç yapmam daha iyi. Ben küçükken de aynı anda pek çok işi/hobiyi bir arada yürütmeyi severmişim, hala da severim. Mesele burada maymun iştahlı davranmak da değil, aa ona başlayayım, buna başlayayım, aman sıkıldım, oldu bitti maşallah, artık yapmıyorum diyip burun kıvırmak değil (hobi olarak bir spor dalını seçenler için durum farklı, en iyi ihtimalle şampiyon olursun, sonra yine sıkılırsın. O yüzden spor dalları hobiler içinde ayrı bir yerdedir bence, ortada rekabet var, hedef belli, hobi dediğin şeyin sonu olmaz, o zaman hobidir zaten). Her zaman yaptığın işi daha ileri götürmek gerek, geçici olarak tersi durumlar yaşanabilir ama yine de hobi de olsa iş de olsa yaptığımız uğraşta bir ilerleme yaşamıyorsak maymundan farkımız kalır mı, ya da makine diyeyim…?

Bir cevap yazın