Beni Çok Üzüyorsunuz

Dün bir arkadaşımın memleketi bitiren Türk zihniyetiyle ilgili yazdıklarından sonra ben de ona ek olarak bunu yazma ihtiyacı hissettim.

Kısırlaştıralım.

Emlakçılardan başlayalım.

Geçen gün yine çalışanlara eşyalı ev bakmak için emlakçıları dolaşıyordum. Biliyorum ki emlakçılara gidince sinirleneceğim, yanıma bir de o mahallede oturan arkadaşımı aldım, aksi bir şey olacağından değil de işte, emlakçılarda çok darlanıyorum, gerçekten saçma sapan konuşuyorlar.

Arkadaşıma “ulan şimdi gideceğiz emlakçıya önce bize soracaklar, ‘bütçemiz ne kadar’ diyecekler. Ellerindeki ürünün niteliğinden önce cebimizdeki parayı öğrenmek isteyecekler” dedim. Ha bu arada “bütçemiz”, bizim bütçemiz, biz, yani, birinci çoğuluz, beraber eve çıkacağız ya emlakçıyla, bizim bütçemiz oluyor nasıl oluyorsa. Neyse gittik oturduk emlakçının karşısına, nasıl bir ev aradığımızı söyledim; “en az 2+1 olsun, metroya yakın olsun, eşyalı olsun, bir de bu civarda olsun” dedim. Adam dakika bir gol bir “bütçemiz ne kadar” diye sordu. Arkadaşla bakıştık sonra adama dönüp “en az 2+1, metroya yakın, eşyalı ev, önce evi konuşalım” dedim. Herif ısrarla “bütçemizi” öğrenmeye çalışıyor. Çıldıracağım. Yahu sanane benim cebimdeki paradan. Aldı eline spiralli bir defteri kendi kendine okumaya başladı ama rakamlar pahalıdan ucuza doğru geliyor.

Emlakçı: 1000-1500 verir misiniz?

Ben: Hayır. Vermem (çok net ve kısa cevaplar veriyorum anlasın diye).

E: 1000’e var.

B: Hayır. O kadar da vermeyi düşünmüyorum.

E: Ne kadara kadar çıkabilirsiniz?

Soruya bak, ne kadara kadar çıkabilirmişim, bu arada burada da “biz”den “siz”e geçiş var, rakam koymadık ya ortaya, baktı para tatlı tatlı kolay kolay yaklaşmıyor, hemen karşımızda cephe almayı seçti. Yahu benim bir sınırım olmak zorunda mı, evi çok beğenirsem 1500 değil 15.000 de veririm, kime ne. Evi geçtim, başka hangi ürün ya da hizmeti alırken önce paranız var mı, kaç paranız var, ne kadar paranız var, bu ürün/hizmet için ne kadar bir bütçe ayırdınız gibi sorularla karşılaşıyorsunuz?

Elindeki üründen zerre bahsetmeden fiyat konuşmanın çok rahatsız edici olduğunu hiç anlamayacaklar sanırım. Zaten meslek grubu olarak -istisnaları da bünyesinde barındırmakla beraber- genelinin yavşak olduğunu düşündüğüm (ki tecrübelerimle sabittir) bir meslek grubu olduğu için bu tahminim dahilinde gerçekleşen saçma sapan pazarlıklar beni hiç şaşırtmadı.

Bu arada adam “metroya yakın” ve “bu civarda” dememişim gibi, bana metro hattının öbür ucundan bir daire önerdi. Dalga geçer gibi. Yahu neresini anlamadın. Yıllardır bu işi yapıyorsun. Bu civarda ne demek, İstanbullular için bahsettiği mesafeyi bir örnekle açıklayayım, ben Taksim metrosuna yakın bir yerde ev arıyorsam adam kalkmış bana Darüşşafaka tarafına ev var diyor, umarım anlatabilmişimdir. Hem portföyünde aradığımız gibi bir ev yok, tee ebesinin şeyinde bir yerde ev var, hem de bu adam bütçeye göre araştırıp ev bulacakmış, yersen. Ayrıca emlakçıların dünyanın en havadan para kazanan mesleklerinden birini yaptıklarını düşünüyorum. Kaldı ki, eğitimde uyusan bile alabildiğin kıçı kırık iki tane sertifikayla emlakçılık yapmak da mümkün. Bir de odaya kayıtlıyız falan diyorlar, yemişim odasını, hangisi odanın standartlarında hizmet veriyor ki, oda da bu haksız kazancı haklı göstermek için kurulmuş, hepsi aynı şekilde ekmek yiyor, hepsi üçkağıtçı.

(Neyse cinnet geçirmeden o emlakçıdan çıktık. Başka bir emlakçıya gittik, adam bu civarda o özelliklerde ev olmadığını söyledi ve hiç rakamla ilgilenmedi, hatta rakamı kendisi söyledi, “bir tane 1200 liraya vardı, buralarda eşyalı hiç rağbet görmediği için eşyaları hurdacıya verip evi boş kiraladık” dedi. Teşekkür edip çıktık, ne diyelim. Daha sonra şirkete yakın başka bir semtte ev buldum. Bu sefer de senet imzalatmaya kalktılar, hem de ev sahibi adına da değil, emlakçı adına ve “standart prosedür bu” diyerek. Pek çok şehirde eşyalı/eşyasız evler kiralamış olan birine (bana) bunu söylediler. Tabi ki imzalamadım, hem kira + depozito + komisyonu peşin ödüyorum, hem 12 aylık sözleşme yapıyorum. Bir de 3 paralık eşyalar için 5 paralık senet, üstüne bir de gelecek kiralar için 11 aylık senet imzalayacakmışım. Gerçekten şunlardan zerre kadar haberi olmayan gençlere ve ihtiyacı olanlara bu emlakçılar kim bilir nasıl sokuyor. Ulan ayıp be, yazık günah be. Emlakçının başı kapalı, yazıhanede yerde gökte Allah’ın isimleri ama masa başında oraya imza çak buraya yok prosedür böyle, yalancıyı skmiyorlar ya, işte skmiyorlar maalesef. Yapsalar böyle olmaz. Emlakçıların ciddi ciddi pezevenk olanlarından bakın bahsetmedim bile, gerçekten pezevenklik yapan emlakçılar biliyorum. Polisin mütemadiyen bastığı apartmanı aile apartmanı diye kakalamaya çalışanları biliyorum. Barın üst katındaki daire için sessiz diyen mi ararsın, manzaralı daire diye balkonunda zıplayınca denizin çizgi halinde göründüğü daireleri itelemeye çalışanları mı ararsın… İnsanları aptal yerine koymayı geçtim, profesyonel yalancılığı da geçtim, ya bunun adı resmen arkanı döndüğün anda saplamak!)

***                        ***                      ***

Ayrıca, “bekara, öğrenciye, dula ev yok” demek artık suç sayılacak diye biliyorum -tam yürürlüğe giriş tarihini bilmiyorum- bekar, dul vb. olmak “medeni hal” ve “sosyal statü” sayıldığı için kimse “bekara ve öğrenciye ev kiralamam” diyemeyecek, cezası 1000-15.0000 TL arası değişiyor. Ayık olun, emlakçıların, ev sahiplerinin üstüne gidin, bunu kimseye bir koşul olarak sunamazlar. bkz. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kanunu /taslağı )

***                        ***                      ***

Gerçekten bu ülkede sinir harbi yaşamadan hayatını sürdürmek çok zor. Her sabah işe gelirken tek yön olan bir yolda tersten gelen bir arabayla kafa kafaya geliyorum ve bu insan bile diyemeyeceğim yaratıklar bilerek ve isteyerek yolu ortalayarak sırf orospu çocukluğu olsun diye ters yönden geliyor. “Kardeşim girilmez tabelası var görmüyor musun” dediğinde ise senden kabahatlisi yok. Arkadaş bu nasıl bir psikoloji, bu nasıl bir manyaklık, haklıyken bir de hakarete uğruyoruz. Haksızlık yapanların, itlerin, uğursuzların öyle baskın bir karakteri var ki bu ülkede, gerçekten kendi adaletini kendin sağlama gücün olduğunu göstermeden bu yamuk odunları düzeltmek imkansız, bırakın pişmanlığı zerre mahçubiyet göremezsiniz, bir de üste çıkmaya çalışırlar. Yolun ortasına araba bırakıp gidenler de var bir de. Araba ne ya kamyon bırakan var, hele o kargocuların ambarcıların o klasik “5 dakka hareketi”, oğlum 5 dakika ne lan! 5 dakika ne, yol ver gidelim! Yok arkadaş, döner götünü gider dalar dükkanın birine, bekle ki gelsin. Bunu ana yolda yapanlar da var, adam şeridi kendine tahsis etmiş, kendine verdiği insanüstü yetkilerle yolu daraltmış, bir şerit yok, niçin yok, keyfi nedenlerle yok işte paşam istemiş şeridi. Ben trafikte resmen küfürbaz oldum. Bunlar sövmekle bitmez. Dövmekle de bitmez. Dava açmakla da bitmez. Bir de gerçekten öyle bölünerek çoğalıyorlar ki bunların çocukları da böyle, babaları da böyle. Vakayı tek başına incelemek yetmez. Ürememeleri için herşey yapılmalı. Kısırlaştıralım bunları. Trafiğe çıkan herkes denetlensin. Yayasından şoförüne denetlensin. Akli dengemizi kontrol edelim ya da peşin peşin kısırlaştıralım işte en başta emlakçıları ve işini düzgün yapmayan herkesi.

Lafa bak, laf değil, “denetim” istedim. O denetimi unutun. Hiç söylemedim sayın. Neyi denetledik ki bugüne kadar. Şebeke suyuna basın ilaçları gitsin. Kısırlaşalım. Çocuk bizim neyimize. Gelecekten ne gibi bir beklentimiz var ki zaten hal böyleyken. Çocuğuyla kaldırımda (ya da yol kenarında) yürürken bile çocuğunu yol tarafından yürüten bir milletiz. Vergi verip yol yaptırıp, kaldırım yaptırıp, kaldırımdan yürümediği için ezilen bir milletiz, yayaya kırmızı yanarken yola yürürken ezilen bir milletiz. “Kırmızıda dur, yeşilde geç”i bile anlamayan bir milletiz, karşıdan karşıya geçme ikazı yanıp sönerken 2 saniyede karşıya geçeceğine inanan Supermenler’in ülkesiyiz. Bu adamı öleceğine inandırabilir misin ya? Ölse de, kaza diye bir şeyin olmadığına, ihmalkarlığın ve öngörmekten kaçtığı riskler olduğuna inandırabilir misin? Kadercilikten vazgeçirebilir misin? Yahu bu memleketin yarısı yer çekimine inanıyor mu onu bile bilmiyoruz, neyin denetimi.

Japonya’ya mı gitsek?

Şu memleketten gitsen ayrı, kalsan ayrı. Çok kararsızım. Sırf bu yüzden Japonya’yı çok merak ediyorum mesela. Saygı var. En azından var diye biliyoruz. Mesela bırak bir yolsuzluğu bir ithamda bile bulunulsa adam harakiriyi çakıyor, hıya hayt, cart, gitti. “Ben öyle bir insan mıyım” diyor herif ölmeden önce. “Yaşamayayım lan ben bu kadar zararlıysam” diyor, bunu diyecek bir tane T.C. vatandaşı bulabilir misin? Adam kendini imha ediyor, tedavülden kaldırıyor. Kaypağız abi biz. Bizde olmaz öyle şeyler. Sen Melih Gökçek’e, Tayyip’e oy veren adamsın mesela (her iki kişiden biri ya hani), sen intihar eder misin? Ne deseler intihar edersin mesela gururuna yediremezsin? Anca karın seni boynuzladığında ondan daha güzel birini bulup boynuzlayamazsan intihar edersin muhtemelen. Yoksa öyle demişler böyle demişler, parayı vurduktan sonra umrunda olur mu, parası olan pezevenge bile iş adamı derler bu ülkede. Saygı sevgi satılık. Yok yok Japonya’ya gitmeyelim, orayı da bozarız. Bize göre kötü olan herşey kaza, hiçbir şey önlenemez. Bütün belalar Allah’tan gelir yapacak bir şey yok ama beyin aynı yerden gelmiyor tabi.

17jtz9n6dbqqjjpg

Oğlum beni çok üzüyorsunuz lan, valla kırılıyorum bak. Yazacak daha çok şey var ama gerçekten küfürsüz yazamıyorum. Vlog olayına girip ergenler gibi herkese ve herşeye küfretmeden rahatlayamacağım sanırım. Sizi memleketten manzaralarla başbaşa bırakıyorum. Takdir sizin.

http://youtu.be/A-tR4FjlLMk

http://youtu.be/Gl9phSFBifM

http://youtu.be/Mc8LNSZfb8k

http://youtu.be/mvC5JswiDY4?t=17m49s

http://youtu.be/sftMbHWA91s

http://youtu.be/tBWfVQA7nuY

 

http://youtu.be/6j_o0g6Of2I

 

http://youtu.be/xC915tom2hI

http://youtu.be/chiOJZLIoJI

Mehmet Can Yılmaz tarafından yayınlandı

www.mehmetcanyilmaz.com.tr @mehmetcanyilmaz

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir